Mülteci Yardımı: Uluslararası Dayanışma için bir bakış açısı

en de pt-br  es ελληνικά  العربية   türk
Midilli’deki çalışma arkadaşlarımızdan gelen bilgiler sonrası bir açıklama

refugee
İnsanlar dile getirilemez acılar sebebiyle ülkelerinden edildiler ve sözde daha iyi bir dünya için çıktıkları yolda dile getirilemez acılarla karşılaştılar. Kış şartları dahi mülteci dalgasını durdurmadı. Yiyecekleri, battaniyeleri, kalacak yerleri ve tıbbi yardım olmadan, çocuklarını taşıdılar ve bir anda tel örgülerle karşılaştılar. Binlerce insan Midilli adasına neredeyse donmak üzere, boğulmaktan son anda kurtularak, bazıları ise yolda ailelerini kaybetmiş halde ulaştı. Botların bazıları battı. Geçen yıllarda sayısız insan boğularak öldü. Boğularak öldü! Neredeyse her gün batmak üzere olan aşırı kalabalık bir botta, korkunç bir dram yaşanıyor. Arkadaşlarla, ebeveynlerle, çocuklarla, bebeklerle, yeni doğmuşlarla dolu botlar. Bunu hayal edin, hayal edin!
Birçoğumuz mültecilere yardım girişimlerinde yer aldık. Farklı zamanlarda çalışma arkadaşlarımızın bir kısmı Midilli’de bulundu ve yaşananlara tanık oldu. Midilli ortaya çıkan bu durumda sadece küçük bir nokta.
Ne yapabiliriz? Nasıl yardımcı olabiliriz? Tarihe geçecek olan bu göçe yol açan küresel ve politik arka planı biliyoruz. İnsanların anavatanlarındaki durum dayanılmaz raddede. Çiftçiler açlıktan ölüyor, karşıt görüşlü kişiler aileleri ile birlikte katlediliyor, milisler tarafından kontrol edilen çocuk askerler ailelerini öldürmeye zorlanıyor. Bu, batılı endüstriyel devletlerin geçtiğimiz yüzyıllarda güttüğü sömürgeleştirme politikalarının ve kapitalist yasanın tüm dünyayı ekonomik ve askeri güçle boyundurluğu altına almasının sonuçlarından biri. Toplumumuzun maddi zenginliği diğer kültürlerin ve insanların istismarına dayanıyor. Silah endüstrisi, tüm ulusal devletlerin de desteğiyle kriz bölgelerine silah taşıyor. Yiyecek ya da yardım değil bomba taşıyorlar! Bugün yaşanan dramın arkasındaki yapı budur. Avrupa’daki ilerlemeci gruplar ve politik partiler bu acımasız döngüyü kırmaya çalışıyor ancak küresel silah endüstrisinin lobileri fazlasıyla güçlü. İşte burası basit ve kaçınılmaz gerçek ile sıkışıp kaldığımız yer: silahları taşıyanlar savaşın tohumlarını atıyor. Savaş eken mülteci biçecektir.
Evet! Bu doğru ancak buradan nereye gitmeli? Kar kaynaklarını silah gücüyle sağlayan emperyalist bir sistem içerisinde yaşadığımız bilgisi ne mültecilere ne de onlara yardım edenlere yarayacaktır. Midilli’de ve diğer yerlerde yardım edenler ve kendi gözleriyle yaşanan trajediye tanık olanlar kendilerini neredeyse dayanılmaz bir durumda buluyorlar. Şu anda yardım eli uzatabiliyorlar ancak daha sonra ne olacak? Ait oldukları toplum büyük ölçüde bu sefaleti yarattı ve neredeyse her alışveriş yapışımızda bu durumun devam etmesini sağlıyor.
Bu isimsiz sefaletle karşı karşıya kaldığımızda, suçlamak ya da lanetlemek yerine, küresel insani duruşu getirecek yeni kararlar almalıyız. Dünyada olan biteni eleştiren ve bu küresel organize suçun alelade kanunsuzlar tarafından değil, bankalar, şirketler, hükümetler, gizli servisler ve kitle iletişim araçları tarafından gerçekleştirildiğini bilen yalnızca komünistler değil. Biliyoruz ki politikacılar korkunç bir kıskaca alınmış. Angela Merkel aslında hoşa gidecek bir kadın; mülteciler için kalbini büyük cesaretle açtı. Ancak, aynı kadın Suudi Arabistan ile silah anlaşmasını da imzaladı. Neden bunu yapıyor? Neden bu deliliği durdurmak için birşey yapmıyor? Çünkü yapamaz; çünkü kendisinden çok daha güçlü bir sistemin parçası.
Bu felaket, sistem varoldukça devam edecek. Şu anda kaçmakta olan kişilerin desteğimize ihtiyaçları var. Yardım etmenin yanı sıra, yeni bir küresel sistemi; kar, silah teknolojisi ve soykırıma dayanmayan bir sistemi nasıl kurabileceğimizi düşünmeliyiz. Çaresiz, işkenceye maruz kalmış, boğulanları kurtarmak için herşeyini vermiş olanlara, tükenmiş olanlara teşekkürlerimizi sunuyoruz. Herşeye rağmen- katılaşmış sınır muhafızlarına, polis barikatlarına, Avrupa genelinde aşırı sağcı terör ve nefret tellallerine rağmen devam etmenizi diliyoruz. Kucak açma kararı tarafında kararlı durmaya devam edin. Sizin gücünüz ile dünyada yeni bir insani duruş yayılabilir. Bu insani duruşun eski politik güçlerce kırılmamasını sağlamalıyız. Hepimiz yeni bir dünyada, yeni bir hayata doğru yol almaktayız.

Zorbalığın küreselleşmesinin yanı sıra, hepimiz içimizde taşıdığımız özlemi izlersek, merhamet ve dayanışmanın küreselleşmesi de oluşabilir. Bu yeni hareketin yerleşmesi için daha uzun süreli bir bakış açısı, etkin topluluklar ve güçlü bir ortak amaç gerekiyor.

Salim bir dünya düşü sadece pembe bir hayal değil; gerçekliğin yapılarına demirli bir ihtimal olarak var. Bu ihtimali, gezegenimizde bu amaca adanmış uluslararası bir ağ kurarak gerçekleştirebiliriz. Barışa ve mültecilere destek olmaya adanmış tüm arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı, kardeşlerimizi küresel bir çözüm için çalışmaya davet ediyoruz. Mültecilerin ıstırabını kesin olarak sonlandırmak istiyoruz. Şu anda olan yeni değil, çok uzun bir hikayenin ürünü. İnsanlar yüzyıllardır vahşetten kaçmakta. 19 yüzyıldan beri bu göç küresel savaş ekonomisinin bir özelliği olageldi. İkinci Dünya Savaşı sonunda oluşan mülteci kuyruklarına bakabiliriz. Batlık Denizinde 9000 kişiyi taşıyan aşrı yüklü ‘Lusitana’ gemisinin batışı o zamana aittir. Bugün ise Türkiye ve Midlli arasında batan plastik botlar. Her zaman ve her yerde aynı resimler, aynı yazgılar, aynı güçsüz yakarışlar. Midilli’de tuttuğu günlüğünde çalışma arkadaşımız Dara Silverman şu satırları yazıyor:

Günümün akışını tersine çevirerek Moria’da giyecek ve diğer temel ihtiyaçların dağıtıldığı çadırda gece vardiyasını üstlendim. Botlardan inen ıslak ve donmakta olan insanların üstlerini çabucak değiştiriyoruz.
Birkaç gece önce çok sakindi. Yalnızca bir otobüs geldi. 20’den fazla küçük çocuk sırılsıklam ve üşümüş olarak geldi. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu ve gece vardiyasındaki tek diğer kadın ile beraber çocukları ve kadınları bir çadıra götürdük. Tam bir kargaşaydı.
Küçük bir kız, üç ya da dört yaşlarında, durmadan ağlıyordu. Bir adam çevirmen aracılığıyla ‘Tüm bot yolculuğu sırasında böyle ağladı çünkü kardeşini istiyor.’ dedi. Kardeşine ne olduğunu bilmiyorum.
(…)
İki gece önce Moria’da yine sakin bir gece vardiyasıydı. Sakindi çünkü Türkiye’den ayrılan botların hiçbiri Yunanistan’a ulaşamamıştı. 100’e yakın insan, çoğu çocuk, o gece denizde öldü.

Bir anne, az önce soğuktan donarak ölmüş çocuğunu kucağında tutarken ne olur? Ya da bir anne kendinden geçmeden önce çocuğunu bir gönüllüye ‘Lütfen ona gözkulak ol’ diyerek verirken? Buna tanık olanların kalbinde neler olur? Peki problemi ‘çözmek’ için dikenli teller ve polis getiren politikacıların kalplerinde neler olur? Sahil güvenlik sürekli olarak mülteci botlarına ateş açıyor; botlara zarar veriyor ve insanların boğularak ölümünü izliyor. Bu akıl almaz bir gerçekliğin parçası. Ve yine de, bu sahil güvenlik askerleri- tıpkı Holokostun failleri Naziler, Vietnam Savaşının Amerikalı katilleri, Kolombiya’nın milisleri, 2014 yazında Gaza’yı yerle bir eden fanatik İsrail askerleri ya da ‘Islam Devleti’nin genç savaşçıları gibi- tıpkı bizler gibi birer insan değil mi? Sıcak bir ev ve güven için aynı özlemi duyan, sevgi dolu bir hayat yaşamak için aynı potansiyele ve aynı acımasız geçmişe sahip insanlar.
Failler ve kurbanlar aynı kötücül mantığın birer parçası. Bugün bu dramı aşacak ve onların aynı hayat yapısında tekrar bağ kurmasını sağlayacak evrensel bir bakış açısına ihtiyacımız var. Varolan toplum düzeninin dışında tüm canlı varlıkların genlerine işlemiş evrensel bir ‘kutlu yapı’ var. Yaşam biçimimizi evrensel düzenin ilkeleri ile uyumlu hale getirdiğimizde ve yaşamın kutsallığını onurlandırdığımızda dünya üzerinde barışı yaşayacağız.Bu ilkeler kurumsallaşmış dinlerin emirleri değil, ceza-ödül yasası da değil. Empati, karşılıklı destek, dayanışma ve birlikte çalışma yasaları; yani gelecekte ayakta kalmak isteyen tüm toplulukların ilkeleri.
Şu anda mültecileri güncel kültüre dahil etmek konusu etrafında birçok tartışma yapılıyor. Bu gerçekten tek çözüm mü? Kendi ülkelerinde ya da vardıkları ülkelerde başka bir kültür yeşertemezler mi? Onları küresel kapitalizmin pazarları ve güçlerinden bağımsız kılacak bir kültür. Kendini kar yerine hayatın ilkelerine yönelten yeni bir bağımsız kültür oluşturabilirler mi? Mülteciler arasında bunu gerçekleştirebilecek güçlü ruhlar var. Mültecilere toprak verin ve kendine yeterli topluluklar oluşturmaları için yardım edin! Çok az şeye ihtiyaç duyacaklar çünkü dünya ona olması gerektiği gibi davrandığımızda ihtiyacımız olan herşeyi zaten sağlıyor. Gıdada kendine yeterlilik, su ve enerjide bağımsızlık sağlandığı zaman mümkün. İkisini de sağlama alacak, daha önce başarılı olmuş bilinen yöntemler var. Su tutma, biogaz üretimi, güneş enerjisi gibi. Bu şekilde yeni modeller çabucak doğabilir. Tüm insanlığın hayatta kalmak istiyorsa benimsemesi gereken yöntemler. Bunlar yeni dünya için, Terra Nova için model oluşturacak. Çok büyük bir sistem değişimi ile yüzyüzeyiz.
İlk örnekleri şimdiden uygulanan bu modeller, sakinlerinin temel maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı kalmıyor. Katılımcıları arasında yeni bir yaşam kültürü oluşturmayı da başarıyorlar. Cinsiyetler arası savaşa son veriyor, sevginin iyileşmesini sağlıyor ve hayvanlarla da yeni, sevgi ve empati üzerine kurulu bir ilişki yaratıyor. Aynı niyet ile çalışan toplulukların birlikteliği ile dünyada yeni bir küresel yaşam alanı oluşabilir. Yeni insani evrimin yönü oldukça açık. İlk topluluklar bu şekilde işlemeye başlayınca yeni bir morfojenetik süreç başlayacak, çünkü özünde tüm varlıklar aynı kutlu yapıya bağlılar. Bu bağlamda, ancak dua edebilirim: dünya üzerinde yeni bir insan uygarlığı için birlikte çalışalım. Eğer hayat kazanırsa, kaybeden olmayacak.

Tamera, Portekiz
Ocak 2016

—-

Tavsiye edilen okumalar:
Dieter Duhm: Terra Nova. Global Revolution and the Healing of Love, Verlag Meiga, 2015
Dieter Duhm: The Sacred Matrix. From the Matrix of Violence to the Matrix of Life, Verlag Meiga, 2007

Dieter Duhm: Kapitalizmde Korku, Türkçesu Şargut Sölçün, Kirmizi

 

Share your thoughts:

Your email address will not be published. Required fields are marked *